| 1925te İstanbul Süleymaniyedeki adı daha sonra İstanbul 7. İlkokul olarak değiştirilecek olan "Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebinin 3. sınıfına girdi. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde okuduktan sonra, 1935de Kuleli Askeri Lisesini,1937de Ankarada Harp Okulunu bitirip asteğmen oldu. Son olarak 1939da Askeri Fen Okulunu bitirdi. Bu dönemde bir yandan da Güzel sanatlar Akademisi Süsleme Bölümü’ne devam etti. Bir röportajında ona bu eğitim hayatının ‘Fikri takip’ dedikleri şeyi getirdiğini belirtmiştir. Yaşamı boyunca sürdürdüğü ciddiyet ve iç disiplinini aldığı askeri tedrisata borçludur. Çalışma hayatı aslen Ankara Harp Okulunu bitirmesinin ardından asteğmen rütbesiyle orduya katılmasıyla başlamıştır Nesinin. Ardından da subay olarak Anadolu ve Trakya’nın çeşitli yerlerinde görev yapacaktı. 1941den başlayarak 2.Dünya Savaşı yıllarında 2 yıl Trakyada çadırlı ordugahta görev yaptığı bilinir.1942de Erzurum Müstahkem Mevkii İstihkam Taburu Bölük Komutanlığına atandı ve bir bomba kazasında yaralandı. Erzincanda depremde yıkılmış bir cephaneliğin boşaltılmasıyla görevlendirildi. 1944de Ankarada Harp Okulunda açılan ilk tank kursuna katıldı. Aynı yıl Zonguldakta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla da görevlendirilecek ve üsteğmen rütbesindeyken “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırıldı. Askerlikten ayrılmasının ardından bir süre bakkallık, muhasiplik gibi işler yaptı. 1945 yılında ise gazeteciliğe başladı. Önceleri Sedat Simavi’nin çıkardığı “Yedigün” dergisine girdi; daha sonra Karagöz gazetesinde de yapacağı gibi redaktörlük ve yazarlık yaptı. Aynı yıllarda profesyonel olarak oyun yazarlığı yaptı ve Tan gazetesinde köşe yazarlığına başladı. 4 Aralık 1946da bir grup üniversite gencinin Tan gazetesini yakması üzerine, sekiz sayı süren, “Cumartesi” adlı haftalık magazin dergisini çıkaraya girişti. Bu dergi denemesi de sonlanınca, “Vatan” gazetesinde çalışmaya başladı. Aynı yıl, ilk bağımsız yapıtı olan "Parti Kurmak Parti Vurmak" adlı 16 sayfalık broşürü de yayımlanmıştı. 1946da Sabahattin Ali’yle birlikte “Markopaşa” mizah gazetesini çıkardı ve büyük ses getirdi. Dergi dönemin politikacılarını ve tiplemelerini sözünü esirgemeden eleştirmeyi bilmiş, tüm baskıların ve defalarca kapatılmasının getirdiği zor koşullara karşın ulaştığı satış rakamlarına ulaşmıştır. Ancak davalar ve suçlamalar dergi yazarlarına epeyi zor dönemler yaşatmıştır. Nitekim yeni adlarla sürdürmeye çalıştıkları "Markopaşa" ekolünün hararetle eleştirdiği Amerikan yardımının Türkiye üzerindeki emellerine değindiği henüz yayınlanmamış olan “Nereye Gidiyoruz?” adlı yazısı nedeniyle; 12 Ağustos 1947’de on ay ağır hapis ve üç ay on gün de Bursa’da “emniyet-i umumiye nezareti” altında bulundurulma cezasına çarptırıldı. İkinci kitabı Azizname’yi 1948’de çıkardı. Taşlamalardan oluşan bu kitap için İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda mahkumiyet almadı; ancak 1949 yılında İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı Faruk birlikte Ankara’daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı iddiasıyla aleyhine dava açınca 6 ay hapse mahkum edildi. 1952de İstanbulda Leventte bir dükkan kiraladı ve Oluş Kitabevini açtı; Levent sakinlerine gazete dağıtma işini sürdürmekle beraber, iki küçük çocuğunun geçimini sağlayamayınca, 1953de Beyoğlunda bir ortağıyla "Paradi Fotoğraf Stüdyosu"nu kurdu. 1954te Akbaba dergisinde takma adlarla öyküler yazmaya başladı. Zira edebiyat hayatında iki yüze yakın takma ad kullanmıştır. 1955de 6-7 Eylül faciası olarak tarihimize gelen İstanbuldaki azınlıkların ev ve dükkanlarının korkunç yıkımına suçlu aranmaya başlanmıştı. Aziz Nesin de suçlu olarak Sıkıyönetimce tutuklandı. Dolmuş”, (1955); “Yeni Gazete” (1957), “Akşam” (1958), “Tanin” (1960), “Günaydın” (1969), “Aydınlık” (1993) gibi dergi ve gazetelerde yayımlanan gülmece öyküleri, röportajlar ve fıkralarla Çağdaş Türk edebiyatının tanınmış ve en verimli kalemlerinden biri durumuna geldi. 1956da Kemal Tahir’le birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu. 1958’de “Dolmuş-Karikatür” dergisi ile birleşerek 1963e dek yayıncılığı tek başına sürdürdü. Bir yandan da Yeni Gazete,Akşam ve Taninde günlük köşe yazıları yazdı. 1962de 42 sayı yaşayacak olan “Zübük” adlı mizah dergisini çıkardı. 1956 yılında İtalya’da (Bordighera’da) yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışmasında ilk ödülü olan Altın Palmiye’yi ‘Kazan Töreni’ adlı öyküsüyle kazandı. Ertesi yıl aynı ödülü ‘Fil Hamdi’ adlı Öyküsüyle ikinci kez kazandı. İlk ödülünü 1960 yılında devlet hazinesine bağışladı. Yayınevinin Şubat 1963’te yanması üzerine, yazarlığı tek uğraş edindi. İlk kez 1965 yılında -ancak elli yaşındayken bu hakkı elde edebilmişti- bir pasaport alabildi. Berlin ve Weimardaki Antifaşist Yazarlar Toplantısına davetli olarak katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristana gitti. Nesin, 1966da Bulgaristanda yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan Altın Kirpiyi "Vatani Vazife" adlı öyküsüyle kazandı. 1968de Milliyet Gazetesinin açtığı Karagöz oyunu yarışmasında "Üç Karagöz" oyunuyla birincilik ödülü aldı. 1969da Moskovada yapılan uluslararası gülmece yarışmasında "İnsanlar Uyanıyor" adlı öyküsüyle Krokodil birincilik ödülü, 1970de de Türk Dil Kurumunun oyun ödülünü "Çiçu" adlı oyunuyla kazandı 1972’de Nesin Vakfı’nı kurdu. Vakıf’ta, her yıl belirli sayıda alınan kimsesiz ve yoksul çocukların bakım ve eğitimlerini üstlendi.Kitaplarının tüm gelirini vakfa bıraktı. 1976-80 arasında her yılın edebiyat ürünlerinden seçmelerin bulunduğu "Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı"nı çıkardı. 1974de Asya-Afrika Yazarlar Birliğinin Lotus ödülünü kazanan Nesin, 1975 Lotus ödülünü almak için Filipinlerin başkenti Manilada yapılan törene katıldı. 1976da Bulgaristanda Gabrovo kentinde düzenlenen gülmece kitabı uluslararası yarışmasında birinciliği elde ederek Hitar Petar ödülünü kazandı. 1977de Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı seçilen Nesin, bu göreve uzun yıllar devam etti. 1978de "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" adlı romanıyla Madaralı roman ödülünü kazanırken, 1982de Vietnamdaki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskovada kalp hastalığından hastaneye kaldırılan Nesin, "Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi"nde bir ay kalarak tedavi gördü. 1983de Amerika Birleşik Devletlerinde Indiana Üniversitesinin düzenlediği uluslararası toplantıya çağrılan Nesin, pasaportu geri alındığı için bu toplantıya katılamadı. 20 Aralık 1984de Şan Sinema Salonunda 70. doğum günü töreni yapıldı. 1984de Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu. 1985de Ekin A.Şnin kurulması girişiminde bulundu. Aynı yıl, İngiterede PEN Kulüp onur üyeliğine seçildi ve TÜYAPın düzenlediği "Halkın Seçtiği Yılın Yazarı" ödülünü kazandı. Nesin, 1989da "Demokrasi Kurultayı"nın toplanmasında etkin görev aldı ve oluşturulan "Demokrasi İzleme Komitesi"nin iki başkanından biri oldu. Aynı yıl, Sovyet Çocuk Fonunun ilk kez verilen "Tolstoy Altın Madalyası"na değer görüldü. 19 Mart 1990da Ankara Sanat Kurumunda 75. yaşını kutlayan Nesin, 2 Temmuz 1993de Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivasa gitti. 37 aydının yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamından sağ kurtuldu. Yazar, söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, (Sivas Katliamı"nın 3. yıldönümünden 3 gün sonra) 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı geçirdiği kalp kriziyle yaşama veda etti. Cenazesi Çeşme Cumhuriyet Savcısı’nın isteğiyle otopsi yapılmak üzere 6 Temmuz’da İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ne getirildi. 7 Temmuz 1995’de vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü. Ardında 80 yıllık mücadele, sayısız başarı ve "Nesin Vakfı"nı bıraktı.
Hikayeleri
- Geriye Kalan (1948)
- İt Kuyruğu (1955)
- Yedek Parça (1955)
- Fil Hamdi (1955)
- Damda Deli Var (1956)
- Koltuk (1957)
- Kazan Töreni (1957)
- Toros Canavarı (1957)
- Deliler Boşandı (1957)
- Mahallenin Kısmeti (1957)
- Ölmüş Eşek (1957)
- Hangi Parti Kazanacak? (1957)
- Havadan Sudan (1958)
- Bay Düdük (1958)
- Nazik Alet (1958)
- Gıdıgıdı (1959)
- Aferin (1959)
- Kördöğüşü (1959)
- Mahmut ile Nigar (1959)
- Gözüne Gözlük (1960)
- Ah Biz Eşekler (1960)
- Yüz Liraya Bir Deli (1961)
- Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961)
- Biz Adam Olmayız (1962)
- Sosyalizm Geliyor Savulun (1965)
- İhtilali Nasıl Yaptık (1965)
- Rıfat Bey Neden Kaçınıyor (1965)
- Yeşil Renkli Namus Gazı (1965)
- Bülbül Yuvası Evler (1968)
- Vatan Sağolsun (1968)
- Yaşasın Memleket (1969)
- Büyük Grev (1978)
- Hayvan Deyip Geçme (1980)
- 70 Yaşım Merhaba (1984)
- Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984)
- Maçinli Kız için Ev (1987)
- Nah Kalkınırsın (1988)
Romanları
- Kadın Olan Erkek (1955)
- Gol Kralı Sait Hopsait (1957)
- Erkek Sabahat (1957)
- Saçkıran (1959)
- Zübük (1961)
- Şimdiki Çocuklar Harika (1967)
- Tatlı Betüş (1974)
- Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977)
- Surname (1976)
- Tek Yol (1978)
Anıları [değiştir]
- Bir Sürgünün Hatıraları (1957)
- Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. bölüm 1966, 2. bölüm 1976)
- Poliste (1967)
- Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987)
- Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990)
Masalları
- Memleketin Birinde (1953)
- Hoptirinam (1960)
- Uyusana Tosunum (1971)
- Aziz Dededen Masallar
Taşlamaları
Fıkra kitapları
- Nutuk Makinası (1958)
- Az Gittik Uz Gittik (1959)
- Merhaba (1971)
- Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982)
- Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985)
- Korkudan Korkmak (1988)
Gezi notları
- Duyduk Duymadık Demeyin (1976)
- Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)
Oyunları
- Biraz Gelir misiniz (1958)
- Bir Şey Yap Met (1959)
- Toros Canavarı (1963)
- Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968)
- Çiçu (1970)
- Tut Elimden Rovni (1970)
- Hadi Öldürsene Canikom (1970)
- Beş Kısa Oyun (1979)
- Bütün Oyunları (Adam Yayınları) (1982)
Şiirleri
- Sondan Başa (1984)
- Bağışla (1986)
- Kendini Yakalamak (1988)
- Hoşçakalın (1990)
- Sivas Acısı (1995)
- En Uzun Maraton
Konuşmaları
- İnsanlar Konuşa Konuşa (1988)
- Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)

ADAMI ZORLA DELİ EDERLER
Dolaştığımız köylerde bişey dikkatimi çekti. Bu köylerde çok iri köpekler vardı, ama hepsi de kuyruksuzdu. Öğretmene, -Köylüler, "köpekler acar olsun" diye kulaklarını keser, tuzlar, biberler, yine o köpeğe yedirirler. Bunu biliyorum ama, kuyruklarının kesildiğini bilmiyordum, dedim. Öğretmen, -Belki de bunların cinsi böyledir, dedi...
Adam Yayıncılık AFERİN - Baş memur çantayı karakola götürdü. Karakol iskele alanında. Ok gibi fırladım. Yüreğim, kuş ağzımdan fırlayacak. Merdivenleri ikişer üçer atlayıp ilk kapıyı açtım, - Çanta!... diye bağırdım. Bir çocuğa aşı yapan doktor, - Ne çantası? dedi. - Benim çantam. Nesin Yayınları
AH BİZ EŞEKLER Bu hikâye, yurdumuzda basın ve söz hürriyetinin, yalnız kâğıt üstünde yazılı bir süs olarak bakıldığı, aydınların konuşamaz duruma getirildiği günlerde, halkı bu duruma düşüren ve gerçekleri ancak kendi başlarına belaya girince söylemeye çalışıp da, artık söyleme olanağı da bulamayan kara aydınları yermek için yazılmış ve yine o günlerde yayınlanmıştır. (1958) Ah, biz! Ah biz eşekler!.. Biz eşek milleti de eskiden, siz insan milleti gibi konuşurmuşuz. Bizim de kendimize göre bir dilimiz varmış. Konuşmamız, müzik denli güzel, uyumlu, kulağa tatlı gelirmiş. Ne güzel konuşur ne türküler söylermişiz. Biz eşek olduğumuzdan, sizler gibi insanca değil, eşekçe konuşurmuşuz. Ama eşekçe, yumuşak, tatlı, uyumlu zengin bir dilmiş. Biz eşek milleti eskiden, şimdi olduğu gibi anırmazmışız, sonradan anırmaya başlamışız. Adam Yayıncılık
AH BİZ ÖDLEK AYDINLAR Göçe göçe batıya gelmişiz. Avrupaya pençemizi atıp bir parçasına tutunmuşuz. Bu yüzden işimize gelince Avrupalı, işimize gelince Asyalı oluveriyoruz. Son konağımıza konalı sekiz-dokuz yüzyıldan beri de göçebelikten kurtulamamışız. Bu yüzden göçebelik içimize işlemiş. Türk dilinde "fiil"ler, "isim"lerden daha zengindir. Niçin? Binlerce yıldan beri göçen insanlar hep devini içinde (hareket halinde) olduklarından, zorunlu olarak, deviniyi anlatan "fiil"ler üretmişlerdir. Türkçede "isim"lerin de pek çoğu "fiil" kökünden üretilmiştir. Düşünmek için durmak, durağan olmak, yavaşlık gerekir. İnsan koşarken, hız ve hızlı devini içindeyken düşünemez ya da iyi ve yoğun düşünemez. Yerleşik toplumların dillerinde "isim"ler "fiil"lerden daha zengindir. "Fiil"lerin çoğu da "isim"lerden üretilmiştir. Adam Yayıncılık
ANITI DİKİLEN SİNEK O yazlık kıyı köyünde güzel dinlenme evleri vardı. Kimi aileler, yaz tatillerini burada geçirirlerdi. Evlerin önü taa denize dek geniş kumsaldı. Kumsalın incecik, yumuşacık kumları güneşte pırıl pırıl parlardı. Kıyı, kapalı bri koy içinde olduğundan, çoğunlukla deniz dalgasız olurdu. Üstelik deniz çok sığ olduğundan ana babaları küçük çocukları da güvenceyle denizde oynamaya bırakırlardı. Çocuklar, kendiliklerinden, yaşlarına göre oyun öbeklerine ayrılmışlardı. Beş- on yalarındaki çocukların, en eğlenerek oynadıkları, en çok sevdikleri oyun, denizle kumsalın bitiştiği yerde kumdan kaleler yapmaktı. Kumları yığarak büyük kaleler kurarlar, kalenin önüne de hendekler, havuzlar yaparlardı. Hendeklerini havuzların içindeki deniz suyu, karşıdan saldıracak düşmanın, kaleye gelmesine engel olacaktı. Adam Yayıncılık
AŞKIM DİNİMDİR Değerli Bay Garada, Dininizi değiştirmek için bu denli haklı nedeniniz varken, niçin bu doğruyu saklayıp da felsefî düzeyde karmaşık düşünsel gerekçeler uydurduğunuzu hiç anlayamıyorum. Böyle bir davranışı sizin gibi değerli bir bilimciye yakıştıramadığımı söylemek isterim. Dün gece otelde o toplu yemekte yeni karınızı gördüm. Genç ve gerçekten güzel bir kadın... Aranızda epey yaş ayrımı da var. Her yaşlı erkeğin başına gelebileceği gibi, kıskanç insanlar, kolunuza girmiş karınıza bakıp Kızınız mı? diye sorabilirler. Sanırım, böyle sorulardan mutlu bile olur, bıyık altından gülersiniz. Geceki yemekte her davranışınızdan belliydi ki, karınıza çılgınca tutkunsunuz. Adam Yayıncılık
AZ GİTTİK UZ GİTTİK  Bu kitabımın başına gelenler çok ilginçtir. İlk basımı 1959da (6 bin) , ikinci basımı 1971de (10 bin), üçüncü basımı 1974te (10 bin), dördüncü basımı 1976da (10 bin), beşinci basımı 1992de (10 bin) yapılan Az Gittik Uz Gittik adlı kitabımın beşinci basımı daha satışa bile çıkmadan savcılığın istemiyle toplatıldı. On bin kitap yayınevinin deposundan Sultanahmetteki Adliye Sarayının mahzenine resmi araçla taşındı. Arkadan Ağır Ceza Mahkemesine verildim. Daha önce dört basım yapmış ve 36 bin satılmış, her kitabı en az iki kişinin okuduğu düşünülürse, 72 bin kişinin okuduğu ilk basımının üstünden 33 yıl geçmiş bir kitabın beşinci basımı niçin toplanır ve böyle bir kitap neden mahkemeye verilir? En saçma işlemlerin bile niçininin ve nedeninin sorulamadığı bir dönemdi: 12 Eylül 1980 darbesi sonrası... Adam Yayıncılık
AZİZNAME  Onlara zannetme ki dâim bi şekecesine, Siz her anırdıkça huu çeker Milet Alkış beklerken siz eşşekcesine, Verir hakkınızı, yuu çeker millet! "Aziznâme I" den - 1948 - Aziznâme III "Aziznâme I"i 1948 de yayımlamıştım. "Aziznâme I"deki taşlamalarda "Hükümetin manevî şahsiyetine hakaret" ve "Komünizm propagandası" olduğu iddiasıyla bu suçlardan sanık olarak tutuklandım. Sultanahmet Cezaevinde dörtbuçuk ay tutuklu kaldıktan sonra, İstanbu 2 inci Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla beraat ettim.1960 yılında "Aziznâme II"yi yayımladım. Şimdi yayımlanmış olan "Aziznâme III"de, tek parti iktidarı olan Millî Şeflik döneminde, on yıllık Demokrat Parti iktidarı döneminde, Millî Birlik ve sonraki Koalisyon iktidarları dönemlerinde ve en son AP iktidarı döneminde, 1944-1970 arası yazıp dergilerde yayınladığım ve önceki Aziznâmelerde olan taşlamalardan seçmeler derlenmiştir. (Kitabın Girişinden) Adam Yayıncılık
AZİZ NESİN - ALİ NESİN MEKTUPLAŞMALARI (4 CİLT) Nisan başında Türkiyeye gelip bir ay kadar kalacağım. Sonra, kulaklarınızı iyi açın, şaka değil gayet ciddi söylüyorum. bisikletle Parise gideceğim. İstanbuldan Parise bir ayda giderim bisikletle. Hem spor yapmış, hem de dolaşmış, görmüş olurum. Bisikletle İstanbuldan Parise gitmek düşüncene bayıldım. Annen önce köpürdü, kıyameti kopardı. Neyse, sana esprili bir cevap yazmış. Ben de bisiklete biner, birlikte gideriz. demiş. Doğrusu çok da güzel olur Ne yazık ki, bisiklete binmesini bilmediğim için, ben sizin bu bisikletle Avrupa turunuza katılamam. Ama benim başka bir önerim var sana Ali, İstanbuldan Parise patenle gitmek daha kolay olmaz mı? Çok daha orijinal olur. Ama benim çok daha orijinal bir önerim var Hani iki uzun sırık üzerinde yürürler ya, onun adına echelle mi, echellier mi (aksanını sen koy) ne derler Fransızlar, işte öyle iki uzun üzerinde Istanbulda Parise gidelim. Düşün Yayıncılık
AZİZ NESİN - SALİHA SCHEINHARDT MEKTUPLAŞMALARI  İnsan hiç içini dökmeden durabilir mi? Bir dost, işte tam bu dakikalarda yücelir. Uzaktılarsa eğer, birbirlerine mektup yazarlar. Tepkiler, bunaltılar, coşkunluklar, insanın kendine bile söylemekten ürktüğü düşünceler olduğu gibi kağıda dökülür. Hele, bütünleşen bu iki insan, iki ünlü insansa. Hele bu iki insan iki ünlü yazarsa... İşte o zaman mektuplar sanatsal bir şölen oluşturur. Aziz Nesin Usta ile Almanyada ünlenen Türk yazar Saliha Scheinhardt ın bir anlamda "alçak sesle konuşmaları"nı keyifle okuyacak, sonra... Bir daha okuyacaksınız. Cumhuriyet Yayınları Y AZİZ NESİN - TAHSİN SARAÇ MEKTUPLAŞMALARI  Aziz Bey, Kalp tedavin için en iyi yöntemi bulmuşsun, ben de o yöntemle kendimi toparladım: Sevmek. Senin bu yetmişe merdiven dayarken ki güzel azgınlığını anlıyorum. ama yine de dikkat. Ne demiş ozan: "Nevbahar sevmede ben pirânı tayip eylemem Hüsnü olur kim seyrederken ihtiyar elden gider" Ayıplamıyorum ben de, ne ki ihtiyarın elden gitmeye dikkat etmesini istiyorum... Tahsinciğim, Benim için sevi de öyle. Aklım başımda kalacaksa, ne diye seveyim? Sevi, beni değiştirmeli, bir başka yapmalı... Neymiş "ihtiyar elden gider"miş... Varsın gitsin... "İhtiyar gitmezse elde öyle sevda istemem, Aşk odur kim aklım alın bende izan koymasın" Düşün Yayıncılık
BAY DÜDÜK Maçtan çıktık. Musa, fır fır öttürüp bize yol açıyor. Düzlüğe çıkınca, -Arabaya binelim dedi. Binelim binmesine, ama nasıl bineceğiz? Ben diyeyim beşyüz kişi, siz deyin bin kişi, araba, otobüs bekliyor. Bir boş araba geldi mi, yüz kişi birden koşuyor. -Bize iki günde sıra gelmez. Musa, -Sen dur! Dedi. Önümüzden bir taksi gerçekten, cebinden düdüğü çıkarıp fıır fıır öttürdü. Düdüğü öttürmesine, hızla giden taksi döndü, geldi önümüzde durdu. Biz taksiye bindik. İşin şaşılacak yanı, boş arabaya saldırmadı. Arabada, -Ulan Musa, yoksa sen trafik müdürü mü oldun? Dedim. Parmağını dudağına götürüp "sus" işareti yaptı. Nişantaşıda taksiden indik. Musa cüzdana davrandı. Şoför: -Ayağını öpeyim, para istemez kurban olayım Para almadı. -Şoför tanıdık mı? Dedim. - Yoo..dedi. -Ulan Musa, yoksa sen polis müdürü mü oldun? Nesin Yayınevi
BEN DE ÇOCUKTUM Sevgili çocuklarım, 16 yaşıma dek süren çocukluk anılarımı yazdım. Bu anılarımı, Böyle Gelmiş Böyle Gitmez adlı kitapta topladım. Hepsi iki cilt oldu. Değerli yazar Erdal Öz, bu iki ciltlik kitabın içinden, sizi ilgilendireceğini umduğu bölümleri seçip ayırdı. Bunları ayrı bir kitap yaptı. Kitabın adını da "Ben de Çocuktum" koyduk. Bu kitaba neden "Ben de Çocuktum" adını verdiğimizi anlatayım size. Büyümüş insanlar; genellikle, çocukluklarında yaptıklarını, bir zamanlar çocuk olduklarını unuturlar. Kendilerini hep o büyümüş yaşlarında sanırlar. Sanki onlar, 10-15 yaşlarındayken de, 30-40 yaşlarında olduğu gibi düşünmüyorlardır, öyle sanırlar. İşte bu yüzden, bizler yani ana babalar, öğretmenler, yazarlar, çocuklarımıza her zaman gerektiği gibi davranamayız. Adam Yayıncılık
BENİM DELİLERİM Eskiden tımarhane denilen yerlere şimdi Ruh ve Akıl Hastalıkları Hastanesi deniliyor. Tımar Farsça bir sözcüktür. Anlamı, bakım demektir. Hasta insana bakım, hayvana bakım, bahçeye ve toprağa bakım, tımardır. Son yüzyılda tımar insanlardan çok hayvanlar için kullanılıyor. Örneğin binek ve yük hayvanlarıyla sağmal hayvanları kaşağılama, gübreleme, yıkayıp arıtma anlamına tımar etmek kullanılır. Ara sıra bahçenin, toprağın tımarı da söz konusu olur. Yarayı tımar etmek sözü de geçerlidir. Öyleyse tımarhane, hastane, sayrılarevi demekse de dilimizde salt deliler evi, deli bakımevi olarak kullanılmıştır. Tımarhanelere daha önceleri şifahane ya da dar-ı şifa denilirmiş. O da iyileştirme evi anlamına geliyor. Adam Yayıncılık BİR AŞK VAR BİR DE ÖLÜM Bir Aşk Var Bir De Ölüm Salma kendini öyle Dik dur diri dur Tıpkı otuz yaşındaymış gibi sapasağlam Teslim olma sakın ölüme O seni esir alsa bile Esirliğin de onuru var çünkü Teslim olmanın yok Nice bitkin nice yorgun da olsan Kaldır kendini tutup kendi kolundan İşte kâğıt işte kalem Önce bir nokta koy kâğıda Sürdür noktayı çizgi olsun Çizgilerden harfler dizilsin Sonra düşüncenin kelebekleri sözcükler Dünyanın en zor işidir yazmak Bunu en iyi sen bilirsin Tümce tümce kâğıtları doldur Anlat aşkı anlat ölümü Ölümün karşısında dik dur diri dur Ki saygı duysun canını alırken ölüm Senin verirken canını ölüme saygın gibi Düşün ki bu dünyada ilk ölen sen değilsin Son ölecek de Sık dişini ağrılardan sancılardan sızılardan Dayan be Aziz dayan Gül şu güzel kadına karşında oturan Salma kendini öyle Dik dur diri dur Şu genç kadını hadi dansa kaldır Bastır göğsüne bastır İki namlu gibi dayansın memeleri sayrı yüreğine Olacaksan aşka teslim ol Teslim olma ölüme Teşvikiye - 17 Şubat 1992, saat 06,12 Adam Yayıncılık
BİR DOKUN BİN DİNLE Aşk Olmayınca Meşk Olmaz Konuşan: Şinasi Acar 18 Aralık 1993 Cumartesi günü Aziz Nesinin Teşvikiyedeki dairesindeyiz. Oğulları sevgili Ahmetle matematik profesörü Ali Nesin de evdeler. Ali Nesin, öğrenim yılı başından bu yana Bilkent Üniversitesinde bir yıllığına konuk öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Her yıl, Nesin Vakfı Yönetim Kurulu olarak Aziz ağabeyin 20 Aralıktaki doğum yıldönümünü, bu tarihe en yakın bir cumartesi akşamı, Saint Josephliler Derneği lokalinde, hep birlikte içkili bir yemekle kutlamayı gelenek haline getirdik. Bu yemeklerin tadına doyum olmuyor. Bu gece 79uncu yaş gününü kutlayacağız. Yemeğe katılmak için Ali bu sabah Ankaradan geldi... Söyleşimizi ikisi de dikkatle dinliyor. -Efendim sizin 1937de Güzel Sanatlar Akademisine girdiğinizi ve iki yıl burada devam ettiğinizi biliyorum. Sizin döneminizdeki adı sanırım "Sanayi-i Nefise Mektebi" idi. Bugün Mimar Sinan Üniversitesi oldu... Buradaki yaşamınızı "Böyle Gelmiş Böyle Gitmez"in ilerideki ciltlerinde ayrıntılı biçimde okuyacağımızdan eminim ama, kimi özel nedenlerle ben bu konuda biraz sabırsızım. Uyum görürseniz söyleşimize (sanıyorum 21 yaşındayken) Akademiye girişinizin öyküsüyle başlayalım. Neden girdiniz? Nasıl girdiniz? Sizi Akademiye girmeye iten etkenler nelerdi? Adam Yayıncılık
BİR KOLTUK NASIL DEVRİLİR Vatan Evlatları Partisinin başında Kafakan Bey vardı. Kötü adam denilemezdi.Uluslararası toplantılarda uyumaktan, uyumadığı zamanlarda da burnunu karıştırmaktan başka kötü bir huyu yoktu. Kafakan Bey, Başbakan oldu. Onun Başbakan oluşunu, ana muhalefet partisi olan Yaşasın Memleket Partililer çekemediler. Her ne uğruna olursa olsun, Vatan Partisini iktidardan düşürmek istiyorlardı. Durmadan burnunu karıştıran bir adamın Başbakan olması, ulusal onurlarına dokunuyordu. Kafakan Beyin ve arkadaşlarının hırsız olduklarını gazeteler de yazdılar. Buna kimse aldırış etmedi. Halk, - Hiçbir işe yaramayan bir adam hırsız değil diye Başbakan olacağına, iş yapsın da varsın hırsız olsun... diyordu. Haklıydılar, çünkü Yaşasın Memleket Partisi de iktidardayken az hırsızlık yapmamıştı. Nesin Yayınları
BİR SÜRGÜNÜN ANILARI Biz geçiyoruz. -Geliyor, geliyor!... diye sesler duyuldu. Artık kim geliyor, kimi bekliyorlar bilemem... Tam Halkevi önüne gelinde bir alkış da bize tuttular... Biz, alkışın da verdiği kuvvet ve coşkuyla, ortada ben, sağımda solumda iki jandarma, uygun adımla asfaltı geçtik... Nesin Yayınları
BİR TUTAM AYDINLIK Aydınlık Gazetesinde, gazetenin yayımlanmaya başladığı 1 Mayıs 1993 tarihinden başlayarak, 27 Eylül 1993 tarihine dek günlük başyazılar yazdım. Bu başyazılardan seçtiklerimi, Bir Tutam Aydınlık adını verdiğim bu kitapta topladım. Gazete yazısı türü olarak, başyazıyla köşe yazısı arasında bir ayrım olduğu kesin. Böyle bir ayrım olmasaydı, adları da ayrı olmazdı, Gazete yazıları deyince başlıca şu türleri anlıyoruz: Başyazı, köşe yazısı, makale, inceleme ve araştırma, röportaj ve interviyu (interview), haber, magazin vb. Hiç kuşkusuz, bir gazetenin bütün yazıları güncel ve güncele ilişkin olmalıdır. Adam Yayıncılık BİR VİCDAN DAVASI 11 ya da 12 Mart 1992de. Aziz Nesin şah ve üç kalp damarından by-pass ameliyatı olmak üzere Florence Nightingale Hastanesine yatar. Ameliyatın ağır geçeceğini önceden biliyordur. Ameliyattan sağ çıkamayacağını düşünerek, elinizdeki bu kitabın dosyasını hazırlamıştır. Aşağıdaki notu da dosyanın başına iliştirmiştir:Ameliyat olmadan önce bu dosyayı tamamlayıp Adam Yayıncılıka kitap yapmaları için vermek istiyordum. Ne yazık ki, dosyayı tamamlamaya zamanım kalmadı. Ameliyatım başarılı geçer de hastaneden sağlıklı çıkarsam, ilk işim bu dosyayı tamamlayıp kitaplaşmasına hazırlamak olmalı. Adam Yayıncılık
BİR TAKIM AZİZLİKLER Birtakım Azizliklerin Öyküsü 1973 yazı, biraz çekinerek telefon açıyorum; "Aziz Ağabey," diyorum "sizin öykülerinizden ben bir oyun yapmak istiyorum. Adı Azizname olacak, köşe yazılarınızdan Merhabayla başlayacak Selamla bitecek." Çekiniyorum çünkü daha önce bu tür önerilerle gidenleri, biliyorum hep geri çevirdi. "Ben oyun yazarıyım, öykülerimden oyun yapılacaksa ben kendim yaparım," diyordu. Bu kez, hayret, hiç korktuğum gibi olmuyor, öneriyi olumlu karşılıyor. "Merhabaya Selamı ben de düşünmüştüm," diyor. "Bağlayıcı unsurlar konusunda yardımcı olabilirim." Hiç böyle bir alışkanlığım olmamasına karşın o gün telefonda söylediklerini bir kenara not etmiştim. Önerilerde bulunuyor. "Büyük salonda oynarsanız boş kalma tehlikesi var" diyor. "Başka, daha eğlendirici bir oyun bulsanız, önemli olan ayakta kalmak," diyor. Bu alçakgönüllü kaygıları dile getiren de ülkenin en çok satan gülmece yazarı. Oyuna katmayı düşündüğüm bir öykü için, "o olmasın, zamanı değil, paşaları kullanma," diyor. Genco Erkal Adam Yayıncılık
BİZ ADAM OLMAYIZ -Gürültüde yazarım da, yalnız yanı başımda birisi konuşursa yazamıyorum. -Canım efendim, gürültü olmasa daha iyi değil mi? Ne hakları var sizi rahatsız etmeye, yavaş da konuşabilirler. İşte Danimarkada, İsveçte, Hollandada katiyen böyle bir şey olmaz. Onun için de adamlar ilerliyor. Çünkü onlarda insanın insana saygısı vardır... Nesin Yayınları
|